Türkiye'de Sağlık Hizmeti Ne Durumda?


(Ali Ciftci) #1

Türkiye’de Sağlık Hizmeti Ne Durumda?

Öncelikle sağlık hizmetinin idarenin sunmuş olduğu en önemli bir kamu hizmeti olma özelliğini taşıdığını biliyoruz. Sağlık sektöründe 1980 li yıllarla birlikte özellikle özel sektörün piyasasının ağırlık kazandığını ve 20 yılda 3 kat büyüdüğünü söyleyebiliriz. Devlet çeşitli sağlık politikaları ile Sağlıkta Dönüşüm Politikası ile şunu amaçlamıştır. Sağlık hizmetlerinin sunumunu sağlık hizmetlerinin örgütlenmesini ve sağlık hizmetlerinin finansmanını amaçlayan politikalar gütmüştür. Türkiye de 2002 senesi ve krizinden sonra sağlık sektörü için sağlık harcamalarında artış olmuş ve sosyal güvenlik kurumlarından sağlık hizmeti satın alınmış bu da özel sağlık sektörünün önünü açmıştır.

Özel sağlık sigortası için sağlık alanı bir pazar olarak gelişme göstermiştir. Kamu sağlık finansmanı için daha çok genel bütçe dışı kaynaktan beslenmiştir. Ayrıca prim toplayan genel sağlık sigortası sosyal sigorta olmuştur. Bu genel sağlık sigortasının üç bileşeni vardır. Bunlardan ilki temel teminat paketidir. Bu vatandaşın yararlanacağı sağlık hizmetinin kapsamını ifade eder. İkincisi genel sağlık sigortasından yararlanmak için prim ödenmesi gerekir. Üçüncüsü genel sağlık sigortasında katkı payı ödemek zorunlu bir şeydir.

Özellikle son yıllarda görülen Kamu Özel Ortaklığı Türkiye de sağlık sektörü için yeni bir şeydir. Devlet bunu hayata geçirmek için özel kesimle bir sözleşme ilişkisi kurar. Devlet özel bir şirketle süresi 49 yıl olmak üzere bir akit imzalar. Özel şirket bu sözleşmeye istinaden sağlık hizmeti devletin sağlık hizmetinde kullanacağı tesisleri yapar ve devlete kiraya verir. Devlette bu kirayı öder ve bazı hizmetler dışında hizmetleri en sonunda bu özel kesime devreder. Bu şimdi litaretüre şehir hastaneleri ismiyle geçmiştir. Ayrıca devlet günümüzde özel sektöre sağlık hizmetini gördürme konusunda çeşitli alternatiflere sahiptir. Bugün kamu hizmetlerinin görülme usullerinden biri olan ve sağlık hizmeti de bir kamu hizmeti olduğundan dolayı ruhsat usulü yöntemi ile idare özel herhangibir idari sözleşme olmaksızın herhangibir özel kişiye verilen ruhsat ile sağlık hizmetini gördürebilir. Ancak bu ruhsat usulünde hizmetin asli sahibi idaredir ve kolluk yetkisiyle denetim yapar ve kolluğun da ötesinde yürütülen sağlık hizmetinin muhtevasını düzenleyebilir. İlgili kimse bu düzenlemelere katlanmakla yükümlüdür ve böylece sağlık hizmeti özel kişilere gördürülme oranı artar bu da sağlık sektöründe özel kesimin ağılığının giderek arttığı savını destekler niteliktedir.

Türkiye de sağlık sektörü içinde hasta yatağı sayısı ve yataklı tedavi kurumu düzenli bir şekilde artmıştır. Türkiye de 2002 yılına baktığımızda toplam hastane sayısının 1156 olduğunu ve bu hastanelerin içinde 271 tane özel hastane olduğunu 2015 yılı verilerine baktığımızda toplam hastane sayısının 1533 olduğu bunun içindeki özel hastanelerin sayısının 562 ye çıktığını ve özel hastane sayısı oranının % 23 lerden % 37 ye yükseldiğini söyleyebiliriz.

Hastane yatak sayısı toplamına bakılırsa 2002 de 164.471 den 2015 yılı için 209.698 e yükseldiğini görüyoruz. Toplam yatak içindeki nitelikli yatak oranlarına bakılırsa 2002 de bu oran % 50 iken devlet hastanesi ve üniversite hastaneleri için bu oran 2015 te % 89 özel hastaneler için orandır. Bu durum da bize gösteriyor ki özel sektörün sağlık sektörüne girmesi ve artışıyla birlikte nitelikli hizmette özel sektörün kamuyu geçtiğini rahatlıkla görebiliriz.

Eurostart veritabanına bakarsak ülkemizde 10.000 kişiye düşen hastane yatağı sayısı sıralamasında Türkiye 22. sırada yer almıştır. Sağlık sektöründe Türkiye de kişilerin hastalıkta ilk başvurduğu sağlık kuruluşlarının en başında devlet hastanesi geliyor. Bunu aile hekimi özel hastane ve üniversite hastanesi takip ediyor. Özel hastanelere başvurunun yoğunluğunun nedeni de hizmet kalitesidir.