Uykusuzluk Deyip Geçmeyin


(Orhan Bilgi) #1

Çağımızın önemli rahatsızlıklarından biri olarak kabul edilen uykusuzluk (insomnia); uykuya dalma ve/veya sürdürme güçlüğü yakınmalarına ek olarak ertesi sabah dinlenmiş olarak uyanamama şeklinde tanımlanabilmektedir. Epidemiyolojik çalışmalar uykusuzluk yakınmalarının toplumda oldukça yaygın olarak karşılaşılan bir sağlık sorunu olduğunu göstermektedir.

Bazı çalışmalar, yetişkinlerin son 1 yıllık dönem içinde % 50 ye yakınının uykuya dalma veya sürdürmeyle ilgili güçlük yaşadığını, toplumun %15 inin ise 1 aydan daha uzun süren uyku düzensizliği olarak tanımlanabilecek “kronik insomnia” yakınmasının olduğunu göstermektedir. Uykusuzluk yakınmaları kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir. İlerleyen yaşla birlikte uykusuzluk yakınmalarının yaygınlığında da bir artış ortaya çıkmaktadır. Bir bireyin mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için yeterli sürede ve kalitede uyku düzeni olması gerekir. Uyku ihtiyacı bireye göre değişebilmektedir.

İdeal uyku ihtiyacımızı basit olarak sabah kendimizi dinlenmiş hissetmemizden ve gün içi performansımızdan anlayabiliriz. Eğer ne kadar uyursanız uyuyun ertesi gün kendinizi dinlenmiş hissetmiyorsanız, uyku bozuklukları açısından hem ruhsal hem de fiziksel olarak bir değerlendirmeye ihtiyacınız var demektir. Klinik olarak, gece ara ara uyanmalar, uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmada güçlük, sabahları erkenden uyanma gibi belirtiler varsa bu durum, kişinin günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında önemli sorunlara yol açmakta, bu bireylerde gündüzleri yorgunluk hissi, uyku hali, enerji azalması, isteksizlik, konsantrasyon güçlüğü, günlük iş verimliliğinde azalma, unutkanlık, dalgınlık dikkatsizlik gibi pek çok belirti görülebilmektedir. Uyku problemlerinin fiziksel veya ruhsal birçok nedeni olabilir.

Kalp yetmezliği, kronik ağrı, astım, prostat yakınmaları, uykuda nefes durması sendromu, huzursuz bacaklar sendromu, menopoz , hastaların kullanmakta olduğu çeşitli ilaçlarlnda uyku-uyanıklık döngüsünü de olumsuz etkilerler. Bu nedenle uyku yakınmalarının genel bedensel sağlık durumları da soruşturulmalıdır. Uykusuzluk yakınmalarını sıklıkla psikiyatrik bir bozukluğun belirtisi olarak ta görebilmekteyiz.

Araştırmalar kronik insomnia nedeniyle doktora başvuran hastaların % 35 inde bir psikiyatrik bozukluğun olduğunu göstermektedir. Depresyon, yaygın anksiyete bozuklukları, mani, panik bozukluk, alkol veya madde bağımlılığı, şizofreni gibi psikiyatrik bozukluklarda hastalar hekime doğrudan uykusuzluk şikayeti ile başvurabilmektedirler. Sıklıkla depresyon hastalarında sabah erken uyanma ya da uyumada güçlük çekme gibi uyku sorunları ile beraber görülür. Bu hastaların yaklaşık %30 unda uyku sorunları(uykusuzluk, aşırı uyku hali ya da rüya ile ilgili bozukluklar) birincil yakınmalara olarak olarak ortaya çıkar. Manik hastalar da oldukça az uyumalarına rağmen uyku yakınmaları tanımlamazlar ve bu yüzden insomnianın klasik tanımına uymaz. Ayrıca uyku yoksunluğu sıkılıkla mani ile ilişkilidir.

Travma sonrası stres bozukluğunda uyku bozuklukları hastalağın tanımlaması içinde yer alır. Tekrar yaşantılama ile ilgili bulgular(gece kabusları) ve artmış uyarılmışlık bulguları(uykuya başlama ve devam ettirme güçlüğü) içindedir. Uykusuzluk, huzursuz uyku ve travma ile ilişkili rüyalar bu hastalarda sıklıkla birincil yakınmalardır. Bu durumun tam tersi olarak ta uykusuzluğun psikiyatrik bozukluklara yol açtığına dair araştırmalar da bulunmaktadır. Uykusuzluk eğer tedavi edilmezse 1 yıl sonrasında major depresyon gelişme riskinin tam 40 kat arttığını, panik bozukluk gelişme riskinin tam 25 kat arttığını gösteren izlem çalışmaları da mevcuttur. Bu bulgular uykusuzluk ile psikopatolojilerin eşzamanlı biribiri arasında bir ilişki olduğunu destekler. Aralarında iki yönlü bir sürecin olabileceği kabul edilir. Bu ilişki gerekli zamnalarda polisomnografi çalışması gibi objektif bir araç ile ortaya konulanabilir.

Polisomnografi, gece uykusu boyunca hastanın beyin dalgalarının, göz hareketlerinin, solunum faaliyetlerinin, kanındaki oksijen yüzdesinin ve kas aktivitesinin ölçülmesi ile yapılan, uyku yapısını, evrelerini belirlemede kullanılan, değişik uyku sorunlarını tanınmasına ve sınıflandırması için gerekli bilgilerin toplandığı bir uyku tetkikidir. Uyku tetkikinin geçici veya uzun süredir uykusuzluk çeken bir hastaya gerekli durumlarda yapılabilir. Hastalarda uykusuzluk sebebi olarak uykuda solunum bozukluğunu, hareket bozukluğunu sündüren veriler varsa hastalara uyku tetkiki yapılmalıdır.

Bu tür hastalıkların yaşlı hastalarda görülme sıklığının yüksek olması nedeni ile yaşlı olup ta uykusuzluk çeken bireyler, uyku tetkiki daha geniş sınırlar içinde değerlendirmek gerekir. Ayrıca uykusuzluk için uygulanan tedavilere cevap verme en hastalara uyku tetkiki yapılmalıdır. Bunun yanında tiroid hormonları, kortikosteroidler, psikostimulan ilaçlar sıklıkla uykusuzluk yakınmalarına neden olurlar. Bazen de uyku bütünlüğünü açık bir şekilde bozmasalar bile uyku yapısını, evrelerini bozarak uyku kalitesini olumsuz etkileyerek uykusuzluğa yol açabilir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında uykusuzluk şikayeti hafife alınmamalı ve bir psikiyatriste bu konuda danışılmalıdır. Yine hekim tarafından da uykusuzluk şikayeti ile başvuran hastalarda diğer psikiyatrik belirtilerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Altta yatan nedene göre uyku hijyeni ile ilgili önerilerle veya gerektiğinde çeşitli ilaçlarla tedavi mümkündür. Yatak odasını uyumak ve seks yapmak dışında kullanmamak, yatakta 15 dakikadan fazla uyanık kalmamak, 15 dakikadan sonra kalkıp odayı terketmek, gün içinde şekerleme yapmamak, yatmadan 2 saat önce yemek yememek, kahve, çay gibi uyarıcı içecekler içmemek, yatmadan önce sigara içmemek, gece kaçta uyursanız uyuyun sabahları aynı saatte kalkmaya çalışmak, yatmadan önce ılık veya sıcak duş almak, temiz çarşaf ve yastık kılıfı kullanmak, gece geç vakit egzersiz yapmamak gibi önerilerle uyku hijyeni sağlanabilir veya gerektiğinde ilaç tedavisi verilebilir.

Sonuç olarak, uykusuzluk son yıllarda ekonomik kriz, savaşlar, yaşam kalitesindeki düşüş, artan stress gibi faktörlerle giderek daha sık görülen ve tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Gerek pek çok hastalığın ilk belirtisi olabilmesi nedeniyle gerekse, önemli ekonomik kayıplara, hastalıklara, kazalara ve ölümlere yol açabilmesi nedeniyle ciddiye alınması gereken, doktor başvurusu gerektiren bir durumdur.